BU KELİMELER DEĞİL

 

Bu kelimeler değil

Aradığım

Sözlükler yabancılık içinde

Doğrusu ne bilemiyorum

Atılmış pamuk yığını duygular

Öteye beriye

Bu kentin sokakları içinden

Yalnızlık çekiyor sarmalayıp

Alev alev kaldırım taşlarına gölgesi düşüyor

Gülümsemelerin

En güzeli ötelerden

Çok uzaklardan bir saba esintisi

Götürülen paylaşılmamış şafaklardır

Bir yerlerin

Rüyaların yarıda kesilmediği

Yürek vurucu solukları

Derin alabildiğine derin

Gece yarısı yolculukları çeker

Köşe başlarında

Yahut loş bodrumlarda çarmıha gerilen

Aydınlığın ardı sıra

Dönülmez bir gariplik baştan sona

Eller takılır dikenlere ve

Nar çiçekleri dökülür

Solar bir şarkının

Nağmeleri

Derin burucu

Yorgun

 

 

DUALAR

Bu pencereden öte bir yer

Ağaçların patlamak üzere tomurcukları

Dağınık çimen kümelerini otlar kuzular

Soğuk dağ rüzgarının önünde

Düşünür bir serçe yavrucakları

 

Serçeler vurgundur yapraklara

Vurgun minik gagaları

Akşamları yayan rüzgar

Taşır enginlere duaları

Dualar yarına dair

Dualar ötelere tutkun

Avuçların açıldığı

Ufka uzandığı bir an

Tabiat suskun

 

 

 

 

HEPSİ

Düşse

Bir diyor meşeler

Takmış rüzgarı dallarına

Yokuşları tutuyor

Elleri yorgun sabahlara doğru

Nedense bakışları

Bir kış sonu mahmurluğunda

Durgun alıkonmuş rüya beşiklerinde

Ya da meşe dallarında kurulmuş

Bir salıncakta

Bense bir bölünmüş

Bölük pörçük paralanmış

İç çekişleri demetleyip

Küçük düşlere ısmarlıyor

Sonra karşılıksız akşamlara

Bir başka diyara uçuruyorum

Neyse anlamsız diyor

Meşeler durur yamaçlarda

Islık çalıyor rüzgar

Bir çiçek meşheri açılıyor

Bir yaman çoban türküsü

Beni düşlere

Taşıyor

 

 

ERTELENEN TÖVBE

 

Ayna bakışların gergefinde örselenir

Akşam soluklanır kuytularda

Yaygın bir rüya serinliği içinde

Boşlukları yoklar ay ışığı

Bir bakarsın gölgeler üşüşmüş pencereye

Bir bakarsın yapayalnız

Zambaklar artarda silinir

Hep yarına ertelenen bir tövbe

Hep bozulan bir söz

Alışılmış değil elbet bütün söylenen

Alıp bakılacak, bulunacak bir yol

BAYRAM

(Rüyaları roketlerle parçalanan çocuklara)

Bayramları güzel gösteren sensin

Varlığın güzelidir bayramların

Gözlerini uzaklara diktiğinde yalnız

Akşamları kapalı kapılar ardında sis

Şehri yüreğinden bir sancıyla yakalar

Onulmaz bir yaranın dal budak salkım saçak iniltileri

Ve sen

Kuytu köşelerinde sokakların yorgun

Bir düş harmanı içinde

Her an yeni bir muştuda kulağın

Ya bayram ya bayramlar

Küçük bir çocuğun kalpsiz bir roket parçasına yapışan düşleri

Çölü aratmayan çağdaş insan yürekleri buz

Anaların toprağa düşen hayalleridir

Petrol kuyularına harcanan çocuklar

Yarınlar yarınlarımız

Bir belki törpüsünde bayram

Olmuş olmamış sen yoksan seraptır

Çölü aratmayan insan beyninin kıvrımlarında sinsi bir tuzak

Bin bir tuzak

Bayram çocukluk günlerimizde kalmış kadar

Yabancı uzak

Sen bayramları bayram yapardın kardeşçe dostça

Şefkat ellerde kenetlenirdi bakışlarda rahmet

Kuş cıvıltılarını sürgüne gönderdiler

Bayramı unutalı analar kucaklarında parçalanmış bebekleri

Bebeklerin şaşkın donmuş gözyaşları

Sefil bir hırsın başında yutkunduğu

Her köşesi sana hasret

Ya bir şarapnel parçası yastığın ya bir roket vınlaması ninnin

Ninnileri ah bu çocuklar

Unuttuğumuz yarınlarını düşlerini

Dünlerini yarınlarını gözden çıkardığımız sürgünlerimiz

Bayram sizinle güzeldi sevinç sizinle

Kalbimizden ırak olalı içimizi kapladı firak

Ne toprak ne mal ne mülk

Bir gayya kuyusu görünen yakın ırak

Irak ah ırak

 

 

 

SEN VE BEN

Senin gözlerinde umut

Benim bakışlarımda hüzün

Ben gecenin dizlerine başımı dayamışım

Sen henüz kapısındasın gündüzün

Sen doludizgin bir akan su

Ben toprağa

Sessizce sızan damla

Sen yarını saçlarından yakalamaya çırpınırsın

Bense kapıya

Bakarım çantamla

Trenler gelir soluk soluğa

Trenler geçer bu istasyondan

Sen uzun bir yolculuğun başında

Ben valizimi toplamışım

Bekliyorum

Camdan

 

 

FARK EDEN NE

Engelleri aşmak

Ötelere yaslamak için omuzları

Ya açılmış bir kanat

Ya suyu çekilmiş bir kuyu

Duydukların gördüklerine zıt

Ak veya kara fark eden ne

 

BELA SEMTİ

Gece siyahı bürünür sokaklar

Kaplar pencereleri hüzün

Ve ayak izlerini arayan yolcu

Yıldız kervanlarının ardından

Bölünmüş aşk tomurcukları saçar

Bıçak yarası tadında

En ürpertici anlarında rüyaların

Yaldızlar kayaları şafak

Uçup gider

Nuru kelimelerin

Ortasına kar yağan bir rüya habercisi

Dal uçlarında çiçeklerin

Yangın kokulu iklimlerden mi

Gül goncaları taşır

Ayak izlerini dağıtır rüzgar

Uçtan uca şebnem küreleri ulaşır

Sen ve ben demenin imkânı yok

Ben vehim

Varlık yoksulu serap

Yankıların boy verdiği mavilik

Bir ayrılık türküsü hüznünde

Kaldırılması güç yüklere sataşır

Ben zamirinin yersizliğine tanık

Ay ışığı dallara konar

Gece yarıları

Tutup saçlarından sokakların bir bir

Zincire vurulduğu gölgeli duvarlar

Amansız kilitleri bekler

Esrarlı mağara ağızlarının cazibesi

Kulaklarda tutkulu bağırışlar

Okşar gün vurmamış hüzünleri

Seher güllerinin esmer bakışları

Saba ürperişine eş bir yolculukta

Bir düş gölgesi peşinde

Yayan

Dudaklarda kızgın güneş tadı

Yorgun özlemler süsler matemleri

Anlatılması güç şaşılası

Üryan

Şafak dualarının yankıları

Yıldız kervanlarının izinde yürür

Dilin ucundan

Döküldü dökülecek

Yine de ardına takılıp susuşların

Kırılmaz bir zincir mi bileklerinde

Dolaşıp durur kuytularında

Nefis kentinin börtü böcek

Bilinmez ne sunacağını yarın

Sevdaları çeldi bir yad bakış

Siyahı sokaklara saldığı gün

Sensiz dört mevsim kış

Yok varlık bilmecesinde iki

Bela semtinde hay huy

Birler değil

Bir varmış

Bir

ŞEHZADE MEHMED

Atını saldığın çayırlarda artık yok

Ceylanların ayak izleri

Çam ağaçlarının koyu gölgeleri arasından ürkek

Tavşanların bıyıkları terlemiyor

Başıboş bıraktığın tayların

Kurumuş akmıyor billur suları çayların

Ve neden sonra

Bir biri ardınca kayıp geçen ayların

Hesabını tutan yok

Atının terkisinde tarih

Yelelerinde umutları Osman’ın

Kimi aş peşinde yorgun

Kimi zevk peşinde ormanın

Kuytularında bir kirli düşüş

Bir kızgın öğle sonrası düş

Ekmeğin ki dağıtırdın cümle aleme

Şimdi nasıl da adaletsiz

Bölüşülmüş

HABERCİ

Taze haberleri yüklenip getir

Bu çocuk artık dinlemez oldu

Elleri başka tellere vurgun

Bir başka şarkı bilmez oldu

Gözlerini özlemle diktiği kapılardan

Kan fışkırdı yüzüne

Utançtan değil ama

Yüzü nedense kıpkızıl oldu

Sırlarını yokladığı ufkun

Eteklerini sıyırdı bir el

Umutları yalvarış

Duaları bir başka düş

Bulutları avlamaya çıktı

Rüzgarlar engel

Kartondan bir dünyası

Örümcek ağından evleri vardı

Sam yelleri esti

Ağlar altında bir çınarın

Yaprakları el

Açılmış göklere çığlık çığlık

Ey haberci nerdesin

Neredesin artık

Gel

 

 

 

 

 

 

 

 

NELERDİR

Yoldasın senelerdir

İşin ne kazancın ne

El atılmadık dallar mı tutunduğun

İnilmedik kuyular mı

Söyle ey yolcu

Ulaştığın nedir nelerdir

Bulutları toplayamadın avuçlarına

Gizli bahçesine varmak

Bir hayalden de öteydi

Sırları çözmeye değil

Anlamaya layık mıydın düşün

Bir yerinde başlanası oyunun

Oyuncuları serazat mı

Düğüm düğüm içinde bağlı

Her biri bir yandan kelepçelerle

Kayıtlı

Ruhun azat mı

Sesler bekledin yıllarca

Hazır mıydın var mıydı

Perdeleri açmaya gücün

Ve nefisten alınacak öcün

Yüklendin düşünmedin sırtında

Gittikçe büyüyen hörgücün

Neresinden bakarsan bak

Beyazlara bürünmüş

Uzun bir yolculukta yalınayak

Tükenesiye koştun

Kaptırdın dizginleri ya

Bilmem nerde bilemem

Nerede durdurulacaksın

Notlar

Kar taneleri düşer toprağa

Kâğıtlara notlar

Yeniden kaç kez düştü ak sayfalara

Yeniden dediğin sözler

Her şey yenidendi her gün

Yeni baştan

Kaçışıp giden duygular mı

Sonbahar yaprakları mı

Evreni kucaklayan hayal

Dal budak salan duygular

Ve her gün baştan

Çıkaran şeytansı tutku zincirleri

Leylaya vurgun olmaya Mecnun mu

Şirine Ferhat

Çimenlerin yeşil kokusu arasından

Ömür akıyor heyhat

Kelimeler esir cümleler tuzak

Ülfet perdesine sarınmış

Gözler önünde aranan

Mutlak

Notlar 2

Tutar mısın

Yoldan geldim yorgunum

Asırlar ötesinden

Yüzüm yok

Hak etmedim bağışlanmayı

Kapında çaresiz imkânsızım

İter misin

Boştur ellerim boynum bükük

Olmazları taşıdım

Durmadan

Olmaza saptım düşüncesiz

Boynumda ağırlığı yasakların

Rahmeti geçtiyse gazabını

Affettiklerinin arasına

Beni de katar mısın

Dal budak saldı

Söylemeye dilim varmaz ama

Bir ümidim var benzerim

Dedin ya akşama

Senden gizlenmeyeni gece gündüz

Katında tutar mısın

Notlar 3

Yolun kıvrımlarında

Beliren şu gölge kim

Hayal mı gördüklerim

Dilim varmaz demeye

Varmaz ama neyleyim

Yansımasız kalmanın

Ağır yükü çekilmez

Gözün gördüklerini

Bu kalp görmek istemez

Duymak istese kulak

Dilin haddi mi sormak

Bir bilinmez iş ki bu

Daldan uçan kuş ki bu

Sorun geçip gidenler

Arayıp bulmuş mudur

Yok saymak kolay belki

Sana gecedir bil ki

Deve kuşu değilsin

Etrafın çarşı Pazar

Sandığın dolmuş mudur

SİMURG

Doğudan gelen yolcu

Yüreğinde dayanılmaz esrarı

Ötesine doğru adım adım

Işığın gümüş aydınlığında

Yunus ve Hallaç

Şey-i vahid belki

Muhakkak

Kopar bağrındaki yumruları

Belki belkileri

Fırlat at

Şey-i mutlak mutlak

Sen ben arada duvar

Uzat ellerini Şems

Ya Hazreti Mevlana

Kimya bir gizli dünya

Aşk “ah minel aşk”

Ağır aksak

Gözlerinin tuzağında bülbül

Ayaklar özgür

Ağır bir yük mü taşır

Kalb ülkesi

Hayret içinde

Suretler suretler aynalarda

Kaşların önünde set

Mihrab bir özge liman

Hıçkır

Güneşe bak bütün aynaları

Kır

Rahle iki kanat uç

Duvarların ötesi ışık

Dizdize Muhyiddin Cüneyd

Kırmış el fenerini Bahaüddin

Cübbbesi bomboş ondan

O’na terketmiş bütün

Ben bir varsayım

Bir bilmece

Karışık

Yedi renk birliğinde

Gör güneş zahir işte

Aç kanatlarını

Simurg

 

 

 

 

 

GARİP

Dostun kapısında güller devşirdin

Aşılmaz sürgünler taşıdın durdun

Uzaklardan sesin gelir her saat

Ufku kucakladın setler devirdin

Yorgun gözlerinde hüznü çilenin

Güzelin çağrısı sesi güzelin

Baktığın gözlerde şavkı gülenin

Özlenen baharı yakın getirdin

Hep O’nun aşkıydı sözün sohbetin

Gönüllere O’nun aşkını ektin

O’na oydun ne de çok cefa çektin

Hep ona armağan güller bitirdin

Sözlerin alevdi gözyaşın lavdı

Gözlerin şahindi gönüller avdı

Yorgun kalbin nice tufanlar savdı

Yelkenleri O’na doğru çevirdin

 

 

OYUNCU

 

Gözün gözden kaçtığı bir yol

Kesişmiş altı yönden sahneler

Gözler ordan buradan

Gözler öte beriden

Bakışmak öyle çetin

Görmek o denli zor ki

Uzaklardan yakına gelir karışır bir bir

Uyum, ahenk ve düzen

Bir düzenleyen belki

Uzağı yakın etmiş, atmış yakından bunu

Sahne, dekor, seyirci

Başlamış derken perde

Bozmuş takdir oyunu

Şafak kana bulanmış, güneş solmuş

Süzülmüş

Gök gürler, ateş yağar tepelerden ovaya

Kancalarla çırpınır yürek olduğu yerde

Oyun oyundan doğar

Yumak bu çöz çöz gider

Eller avuçlamakta

Kulak tetikte düşler

Dekor gök gürlemesi

Ten korkudan büzülmüş

Sebep bu korkulara sen sen sen

Haykıran can, gören göz

Acı çekense benim

Beynim bir arı kenti

Balsız, mumsuz, karanlık

Bir vızıltı gün boyu

Bir çan, bir tren sesi

Bu sahne ve bu dekor

Oyuncu yorgun

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TABLOLAR VE ÇAĞRIŞIMLAR

M.NEDİM

Altı yöne takılı hayallerin çarmıhında ben

Görüş ufkunu zorlar

Geçmiş yılların umursamaz kıskacında

Kıvrılıp uzayan bir yol

Elleri kenetlenmiş dün ve bugün

Zayıf bir serçenin kanadında uçarlar

Kızgın güneş dalgaları okşar

Anne eline hasret saçları

Bir mağara kuytusunda soğumuş su

Çatlamış dudaklara şifa

Bir kertenkele ölüsünün donmuş gözleri olmasa

Yaşlı meşe ağacının gölgesinde

Bir öğlen uykusu

Altı yöne çeker çevirir

Gergin kollarında canhıraş çığlıkları

Dalga dalga gölgeleri sarsar

Sokulur iç içe ışık, karanlık, sis

Çağlar ötesi bir gurbetin sürgünü ben

Huzurda verilen sözün gücü

Hayret perdesinde beliren görüntüler

Duvarlar üstüne üstüne devrilir

Ateş, ekmek, kan,ter ve rüzgâr

Zirvelerden düşüşün sinsi tadı

Kalbin mahrem köşelerinde hazırlık

Damar damar çıkılan bir yolun

Başıyla sonunun birleştiği an

Kılcal damarlarında sızısı duyulan vatan

Sırrı şiddetinde mahfuz ayrılık tokadı

Altı yöne çeker, çekiştirir

Serapla suyun karıştığı sahraya nispet

Bir duman perdesi ardında erir

Et ve sinirlerin ağrılı lezzetleri ben

Soruları cevapsız bırakır niçin neden

Gök gürler, şimşek çakar

Bir an-ı seyyale

Kara lekeler sarıp sarmalar

Ağır bir yük toprak, ateş, hava ve su

Suretlerin en güzelinde

Dünya sürgünü ben elvan-ı seb’a

Bir secde yakınlığı, bir an, bir nefes

Pervane kanatları, cezbe nur ve nar

Yol ayrımı yanış, yakılış, yanlış ya doğrusu

Sen Kalacaktın

Bir ses, bir nefes

Zaman çeker eteğinden

Gece uyuturken

Karton saraylar yıkılır

Uçurur birlik tepelerine

Sisler dağılır zirvelerinde kalb kalesinin

Semavi bir saltanat coşkusu

Kuytularına yayılır mahrem

Bir fısıltı gök gürlemesi

Bir sen olacaktın

Bir sen

Çekip alacaktın arasından

Bin bir yüzlü heyuladan

Alıp çıkaracaktın

Silinecekti vehimler

Bir toy bir düğün hazırlığı

Senin aydınlığın

Ellerimden tutup alacaktın

Sönecekti ateş böcekleri

Savrulacaktı yıldızları göğün

Bir sen olacaktın

Kütük yanacak

Kıvılcımlarından yer gök alev

Külü savrulan ben

Bir gölge, bir serap

O olmayacak, bu olmayacak

Kalbin kuytularında ev

Yapılmak için harap

Gölgeler

Çekip gidecekti başlarını alıp

Vehimler, serap

Sen kalacaktın, sen olacaktın

Sen

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

PENCEREMDEN

 

Gözlerini penceremde bıraktın

Perde gerekmiyor

Tükenmez bir bakış süren

Gözlerinde gözlerim

Bitimsiz bir coşku

Gözyaşları kadar yumuşak

Sıcak

Gözlerini penceremde bıraktın

Elaman

Bu yüzden oturuyor

Mısralarda dağınık kelimeler

Kaçışıyor buraya oraya

Mısralarımın arasından

Gözlerini penceremde bıraktın

Örtüler aralandı

Şişeyi taşa çalma zamanı

Zincirleri kırma

Dur demek kolay mı

Dur haykırma

Gözlerini

Penceremde bıraktın

Zamirler karıştı birbirine

Şahıslar tutuştu birer birer

Sonra bakışlarının ateşinde

Hepsini yaktın

Sen bütün şahıslardan

Uzaktın

Xxxxx

 

Al git başımdan, al git

Kelepçeleri çöz

Salıver sere serpe uzay

Salıver

Durgun durulmuş bir su

Çöz git dilimden bu kelepçeleri

Beni bensiz dinle

Al git savur

Dağıt dört bir yana

Topla toparla sonra getir

Kelimeler

Benden kaçan kelimeleri getir