DİVAN ŞİİRİNDE MUSİKİ

Mahmut Kaplan

 

 

Güzel sanatlar içinde hemen her insanın ilgisini çeken musiki, divan şairleri için de çok önemlidir. Özellikle divanlarda musiki terimlerini, beste ve çalgılar tevriye ve tenasüp yapmak amacıyla kullanılmıştır. Geçmişin dünyasında müziğin kapsadığı alan bu günkünden dar değildir. Çünkü , “Osmanlı mûsikîsi; tezhibi, nakşı, (minyatürü), halısı, hattı, ve ebrusuyla, Batılılar’ın sublime art dedikleri ulvî bir güzellik olan Osmanlı sanatının-mimaride taş yerine- seste billurlaşmış şeklidir. Divanları incelediğimiz zaman müziğin fıkhî boyutunun pek fazla söz konusu edilmediği görülür. Şairler, müziğin helâl mi haram mı olduğu hususunda fikir açıklamak gereğini pek fazla duymamışlardır. Daha çok mesnevilerde musiki ile ilgili görüş ve eleştirilere yer verilmiştir.

Musiki konusunda başlangıçtan beri çeşitli tartışmalar yapıla gelmiştir. Fakat müzik bir olgu olarak varlığını sürdürmüş;. müzik maddiyat ile maneviyat arasında erişilmiş bir sanat olarak kabul edilmiştir. Divan şairleri müziği ulûm-ı riyâziye’den saymışlardır. Kâbus-nâme’nin manzum çevirisi olan ve 15. yüz yılın başlarında yazılan Murad-nâme’de musikinin doğuşu ile ilgili şu bilgiler verilmektedir: Musiki İdris Peygamber’e verilmiş bir ilimdir. Hz. İdris musiki ilmini astronomi,felsefe, hekimlik, astrolıji ve tıptan elde etmiştir. Yine aynı eserde şu rivayet de nakl edilir: Musiki ilmini filozof Farabî (870?-950) tanzim etmiştir. On iki burç, yedi yıldız ve dört unsur (hava, ateş, toprak ve su)a mukabil gelecek şekilde on iki makamı asıl saymış, ve dört şubeye ayırmıştır. Diğer makamlar bunların değişik biçimlerdeki terkiplerinden meydana gelmiştir.

Bir başka rivayette ise musiki ilmi(ilm-i edvâr) Hz. Nuh’un oğluna nispet edilir. Mûsikar adlı çalgıyı ve bir çok makamı o icat etmiştir. İlm-i edvâr kitaplarında hem makamlarla ilgili bilgi verilir, hem de hangi makamın hangi hastalığa iyi geldiği belirtilir.

Osmanlı toplum hayatında musikinin önemli bir yere sahip olduğu, hükümdarların musikişinasları koruyup kolladığı bilinmektedir. Bazı padişahların beste yaptıkları unutulmamalıdır. Çünkü padişahların eğitiminde müziğin önemli bir yeri vardır. Bu sebeple din, dil,din ve ırk ayırmadan bütün musikişinaslar korunmuştur. Bunun yanında Mehterhane, mevlevihane, Enderun ve özel meşkhanelerde bu ilmin eğitimi verilmiştir. Osmanlı dönemi musikisinin gelişmesinde bu kurumların dışında cami, medrese, saray ve tekkelerin de önemli rol oynadığı söylenmelidir. Avni Erdemir’in tespitine göre 203 musikişinas divan şairi vardır. Bunların tasnifi şöyledir: 43 tarikat şeyhi,22 kadı, 3 şeyhülislam, 34 cami görevlisi ve 21 müderris.

Musikişinas şairlerin tarikatlere göre dağılımı ise şöyledir: 38 Mevlevi, 17 Halvetî, 9 Celvetî, 6 Nakşibendi, 4 Bektaşi, 3 Bayramî, 3 Eşrefi, 3 Gülşeni, 3 Sünbüli, 2 Kâdirî, 1 Zeynî olmak üzere 90 şair.

Dikkat edilirse Mevlevîliğe mensup şair şair sayısının daha fazla olduğu görülecektir. Bunda mevlevilik geleneğinin ve bu tarikate mensup müellifler tarafından yazılan şuara tezkirelerinin payı vardır. Diğer tarikatlarda tezkire yazma geleneğinin bulunmaması bu tarikatlara mensup şairlerin bilinmesini engellemiştir.

Bu girişten anlaşılacağı üzere Osmanlı toplumunda musikinin çok önemli ve itibarlı bir yari vardır. Ancak musiki ile ilgili aleyhte ve lehte görüşler ,tartışmalar günümüze kadar gelmiştir. Durum ne olursa olsun musiki şiirle birlikte varlığını sürdürmüştür. İleride görüleceği gibi tartışma musiki olgusundan çok icra tarzına yönelik olmuş; bu yüzden de genellikle olumsuz bir bakış açısı kendini göstermiştir. Yani salt musiki değil musiki ile meşgul olma aleyhinde bazı görüşler ortaya çıkmıştır.

Musiki hakkında saki-nâme, sûr-nâme ve nasihat-nâme (pend-nâme) gibi türlerde bilgi ve görüşlere ulaşmak mümkündür. Rezm(savaş) in karşıtı olan bezm’i anlatan saki-nâmelerde, bu meclislerde çeşitli çalgılar ve müzik makamları ile ilgili bilgi verildiği gibi icra etme adabı hakkında da canlı tasvirler yapılmıştır. Saki-nâme geleneğinin Anadolu’da öncü eserlerinden biri olan Revânî’nin İşret-nâme adlı mesnevisinde musikiye duyulan ihtiyaç şu beyitlerle dile getirilmiştir:

Gelür âvâzeden çün câna râhat

Yaraşmaz sâzsız bir lahza sohbet

Olupdur nev‘-i insân buna kâyil

Ne insân belki hayvân dahi mâyil

Müzik sesinden cana rahat gelir; bu yüzden sohbet sazsız olmaz. İnsan oğlu buna yatkın olduğu gibi hayvanlar bile müziğe eğilimlidir. Çünkü güzel ses ruhun gıdasıdır. Hayvanlara bile tesir eden güzel ses neden insanları etkilemesin?

Niçün sohbetlerinde olmaya sâz

Gıdâ-yı rûhdur çün kim hoş-âvâz

İde âvâze çün hayvâna te’sîr

Niçün eylemeye insâna te’sîr

Musikiden bahseden bir diğer tür sur-nâmedir. Hemen her sur-nâmede musiki ile ilgili bilgiler e ulaşmak mümkündür. Bu tüe eselerde özellikle saray tarafından düzenlenen şenlik ve düğünlerde çalınıp söylenen eserler ve çalgılar geniş bir biçimde tasvir ediliyordu. Hatta “şenliklere nefîr, kûs,surnâ, nakâre gibi aletlerin sesleriyle başlanıyor, bular işaret yerine de kullanılıyordu.”.

Mehmet Arslan’ın eserinden bu eğlencelerde hanendelerin, dügâh,aşirân, şehnâz, acem, segâh, kürdî, mâhûr, hicâz, nişâbûr, nevâ, sabâ, muhayyer, şevk-i tarâb, ırak, râst, nâz, niyâz, sıfahân, çârgâh,, bûselik, uşşâk, cân-fezâ, girift, pencgâh gibi makamlarda eserler okuduklarını öğreniyoruz. Aşağıdaki beyitlerde Âli’nin Sur-nâmesi’nden düğündeki musiki faslının tasviri yapılmıştır: O gece bütün sazendelere hükümdar ihsanlarda bulundu, kanunla muğni ses arkadaşlığı yaptı; şeş-tâ ve tanbûr aynı perdeden çaldı. Düğünün neşe sebebi iken ney havası, halkı uyuttu. Rebab santur sesi verirken çeng def ve ud usûle uymuş.

Ol gice cümle sâzendegâna

Himmetler itdi hâkân-ı mesrûr

Kânûna mugnî çıkdı hem-âvâz

Hem-perde oldı şeş-tâya tanbûr

Avâze-i ney halkı uyutdı

İhyâya her dem bâdi iken sûr

Çeng ü def ü ‘ûd uymış usûle

Olmuş rebâbuñ âhengi santûr

Degdikçe nevbet tabl u nefîre

Çok savtı kıldı zühhâdı menfûr

Yukarıdaki son beyitte çalgı aletlerinin aşırı gürültüsünün zahitleri rahatsız ettiği belirtilmiştir.

Aşağıda, kendisi de bir musikişinas olan Nâbî, Sur-nâmesinden alınan beyitte, , ney, tanbur, def ve musikarın insanın sükununu yağmaladığını dile getirerek insan üzerindeki etkisine dikkat çekmiştir.:

Nây utanbûr u def ü mûsikâr

Gâret eyler komaz insânda karâr

Rıf’at isimli şairin hicri 1250’de kaleme aldığı Sur-nâme’sinde yine bir şenlikte düzenlenen musiki meclisi tasvir edilmiştir: Sazendeler gönül şevkini çaldıkları eserlerle zahmetsizce sağladılar. Bülbül gibi hanendelerin sesleri sürahiden dökülen “kulkul” sesi andırıyor. Yorgaki adlı güzel sesli şarkıcı bir çok şarkılar söyledi. Kemanî Mirûn da güzel çaldı. Kılarnet de öyle güzel çalındı ki aklı selb etti. Devamında çalınan makamlar sırlanarak bunların dinleyenlere nasıl zevk verdiği anlatılmıştır:

Sâzende takım düzen getürdi

Şevk-i dili bî-mihen getürdi

Hanendeleri misâl-i bülbül

Ağâzeleri sadâ-yı kulkul

Yorgaki o hoş sadâlı üstâd

Eylerdi nice nevâlar îcâd

Tanbûr u kemân u nây u kânûn

Anda o koca Kemânî Mîrûn

Gâhi çalınup kılarneta hûb

Eylerdi safası aklı meslûb

Gâhi çalınup girift-i zîbâ

Dil-mürdeleri iderdi ihyâ

...........

Bu şevk ile bezm olunca pür-cûş

Def sîne dögüp olurdı bî-hûş

Hem lavta kemençe bî-nihâye

Olmakda idi sebeb safâya

Dikkat edilirse musikî icra eden sanatçıların gayrimüslim oldukları görülür.

14.yüz yılın sonlarında 1390’da yazılan İskender-nâme adlı mesnevisinde şair Ahmedî, ney’in insan üzerindeki etkilerini şu beyitlerle dile getirilmiştir:

Nay göynüklülere virür haber

Nâlesi âşıklara kılur eser

Kamu göñüllerde makbûl olasın

Canlaruñ içinde menzil bulasın

Zâhirinde bâtınında sağı yok

Yir bulınmaz k’anda anuñ dağı yok

Yüregi binüm gibidür tolı baş

Lîki ben yaşluyam yok anda yaş

Gâh iñüldiyle dirilür gâh ölür

Yârdan ayru düşen eyle olur

Şerhâ şerhâ olupdur bu derdmend

Anuñ içündür teninde nice bend

‘Aşk derdi bes mübârek derd olur

Aña yanan şem‘ gibi ferd olur

Mevlana’nın mesnevisinin ilk beyitlerini andıran yukarıdaki beyitler de ney’in insan üzerindeki etkisini anlatmaktadır. Aşağıda aynı eserde çeng’in özellilerini anlatan beyitleri sunuyoruz:

Sâz-zen çün çenge itdi râst çeng

Dürlü dürlü sözler âğâz itdi çeng

Çünki düşdi cânına derd-i firâk

Toldı sûz ile sıfahân u ‘ırâk

Her yana seyrân ider bî-pâ vü ser

Dili yok her nesneden virür haber

Pîre-zen şeklinde fi’li nev-cevân

Vâlih olmış ‘aşkına ‘akl ile cân

Nây-zen çün kim eline aldı nay

Zühre sâzı perdesin eyledi tay

Musiki, mum gibi yaktığını nurlandırarak canları aydınlatır:

Şem’ gibi yakdugını nûr ider

Cânları rûşen kılup ma’mûr ider

Yavuz Sultan Selime sunulan nasihat-nâme türündeki Deh Murg adlı mesnevide musikiye oldukça geniş yer verilmiştir. Bu eserde de işin fıkhî boyutundan çok icrası ve sosyal boyutu üzerinde durulmuştur. Eserde, musikişinasların temsilcisi konumundaki bülbül kendisini şöyle över:

Gül-sitân şevkine feryâd eylerem

Ademüñ göñlin ferâh şâd eylerem

Bülbül amacının insanları güldürmek , neşelendirmek olduğunu ifade eder:

Kasdum oldur sohbetüm handân ola

Dâstânum gûş iden âdem güle (b.484)

Bülbül tevhid ehli olduğunu şu beyitte dile getirmiştir:

Yirde gökde ol Hudâyı birledüm

Hem dügâhı ol segâhda söyledüm (b.486)

O, gül bahçesinde tanbur sesini dinleyerek Rahman suresi okuduğunu söyler:

Okıram gülşende Rahmân sûresin

Gûş idüp ‘âşıkların tanbûresin (b.494)

Saz gönül ehlinin arkadaşı olup onları gurbette eğlendirir:

Ehl-i diller yârıdur sohbetde sâz

Göñlin egler âdemüñ gurbetde sâz (b.497)

Bülbül bu gibi ifadelerle kendisini överken şu eleştiri ile karşılaşır: Tanbur bir hercayidir, ona eğilim gösterenler sevdaya tutulmuş kişilerdir:

Evvelâ tanbûra bir hercâyidür

Aña meyl iden kişi sevdâyidür (b.527)

Divan şairleri genelde musikinin icrası, daha doğrusu insanda günaha tahrik söz konusu olduğu zaman olumsuz görüş belirtirler. Aşağıdaki beyitlerde bir musiki meclisinin mizahî olarak tasviri vardır:

Kethudâ deblek çalar ney-zen hatîb

Kâdı el karsar ve oynar muhtesib (b.537)

Irlayan bir nekbetî âvâzı bed

Diñle gör gavgâyı Allahu’s-sâmed (b.538)

Sanasın vakt oldı çalındı nefîr

Enkerü’l-asvatü savtun min hamîr (b.540)

Nakş u tasnîf üamel kim yâd ider

Atası ölmişden beter feryâd ider (b.541)

Bu mizahî ifadelerden sonra Şemsî, müziğin haram olduğunu dile getiren şu beyti söyler.Ancak dikkat edilirse o zamanın yüksek rütbeli memurlarının makamlarına uygun düşmeyen tavırlarının bu hükme sebep olduğu anlaşılır:

Diñleseydin sen anı dirdüñ tamâm

Hoş dimiş hakkâ ki Allâh harâm (b.544)

Hikemî şiirin büyük temsilcisi Nâbî, oğluna hitaben yazdığı nasihat-nâme türündeki eseri Hayriyye’de (telifi 1113/1701) , Musikinin olumlu etkilerini, insana taze bir hayat verdiğini dile getirerek kuşların güzel sesleri ile gerekirse insan sesini dinlemeyi tavsiye ederek çeng, ney ve musikarın insanda kederi silip giderdiğini söyler. Nağme ruhanî bir sestir, ister istemez insana etki eder. Nağmenin vicdanî bir lezzeti olduğunu hatırlatarak insana hoş geldiğini can artırdığını anlatır. Târ ve tanbûr sesinin can evine neş’e verdiğini şu beyitlerle dile getirir:

Virür insâna hayât-ı tâze

Nağme-i bülbül ü hoş âvâze

Gûş kıl nağmesini insânuñ

İktizâ eyler ise insânuñ

Komaz âyîne-i hâtırda gubâr

Nağme-i çeng ü ney ü mûsikâr

Nağme-i şûh-ı hoş-âheng-i beşer

Hâh u nâ-hâh ider insâna eser

Nağme bir mantık-ı rûhânîdür

Nağmenüñ lezzeti vicdânidür

Cân-fezâdur nefes-i insânî

Dil-rübâdur nağam-ı rûhânî

Hâne-i câna virür nûr-ı sürûr

Neş’e-i nağme-i târ u tanbûr

Nüsha-i şavka dîger şîrâze

Târdan sâdır olan âvâze

Musiki hakkında bu olumlu görüşleri dile getiren Nâbî, oğluna bu güzelliklerine rağmen musikiyi dışarıda dinlemesini, eve getirmemesini oğluna tavsiye eder. Kısacası oğluna, dışarıda rast gelirsen dinle ama evinde musiki ile uğraşma der:

Zevkin it gayrda oldıkça duçâr

Hâneñe lîk getürme zinhâr

Müziği ibretle dinlemesini vurgular:

Anda da ibret ile gûş eyle

Lezzet-i lehvi ferâmuş eyle

Aşağıdaki beyitlerde Nâbî’nin musiki ile ilgili görüşleri açıkça görülmektedir: Musikî hikmete dair bir sanattır. Bilen bilmeyen herkese için açıktır. Onda idrak edilmesi gereken çok sırlar vardır. Öyle sırlar ki an gelir gönülleri parçalar. Musikinin makamlarının her birinin ayrı ayrı hasiyetleri vardır. Her birinde ayrı hikmetler vardır. Öyle hikmetler ki can bahçelerini suvarır. Her makam bir hastalığa iyi gelir. Her ne kadar altı üstü hava ise de dünyanın da hava ile döndüğü unutulmamalı. Aslında söylenecek çok sır vardır ama avam için bunları açıklamak doğru değildir, der şair:

Mûsikî hikmete dâ’ir fendür

Bilene bilmeyene rûşendür

Niçe esrâr var idrâk idecek

Yir gelür sîneleri çâk idecek

İ’tibârât-ı takâsîm u fusûl

İmtiyâzât-ı makâmât u usûl

Perde vü pişrev ü savt u ‘amel

Kâr u nakş u şu’ab u kavl u gazel

Her biri hikmet ile memlûdur

Cân riyâzın suvarur bir sudur

Nagme-i yâbis u hâr u bârid

Çeşme-i mahz-ı hikemden vârid

Her biri bir maraza nâfi’dür

Zıddını her birisi dâfi’dür

Zîr ü bâlâsı havâdur ammâ

Dâ’ir olur mı havasuz dünyâ

..........

Sırra dâ’ir dahı var niçe kelâm

Ki degül aña mahal gûş-ı ‘avâm

Nabî’nin Hayriyye’sini örnek olarak oğluna Lutfiyye adlı nasihat-nâmeyi yazan Sünbül-zâde Vehbi, “Der İlm-i Musiki” başlığı altında görüşlerini, dolayısıyla tavsiyelerini dile getirir: O da musikinin hikmetten bir fen olarak kabul eder. Bu ilmin önemi açıktır ama bir takım sosyal sakıncalar vardır. Toplum, musiki ile uğraşan, saz ve benzeri çalgıları çalanları hoş karşılamaz. Bu sebeple oğluna şarkı ve türkmani söylememesini ısrarla öğütler. Eğer ilgi duyarsa ilmini öğrenmesini ancak icracısı olmamasını söyler. Zira insanlar, “neyzen molla! Santûrî!, tanburî! gibi alaycı lakaplar takar. Zaten keman olsa olsa Corci’nin göğsüne yakışır:

Musiki fenni de hikmetdendür

İlm-i ashâb-ı tabî’atdandur

Bilürüm râhat-ı ervâh ammâ

Mâye-i kuvvet-i eşbâh ammâ

Beste-hânlık sana şâyeste degül

Silsilen anlara vâbeste degül

Dime mutrible yelella yeleli

Olma her tanburanun orta teli

Sakınup söyleme şarkı mani

Nidügin bilme hele Türkmânî

Tab’un eylerse ana meyl-i nevâ

Bil makâmâtını bî-sît ü sadâ

Olma sâzendelerün demsâzı

Çaldırırlar sana şâyed sazı

Nâye tazyi‘-i nefes eylemeli

Üfleyüp ya’ni anı neylemeli

Çalma öyle düdüğ-i Mevlanâ

Ki dine adına ney-zen monlâ

Perdesizlikdür amân itme gümân

Yakışur sîne-i Corciye kemân

Ne rezâlet diyeler santûrî

Şöhretün ola yâhud tanbûrî

Defkeşi Tuhfe’de yazdım sana ben

Aybdur olma sakın dâ’ire-zen

Nağmede gerçi nice hâlet var

Nice dikkat idecek hikmet var

Yukarıdaki düşünceleri taşımakla birlikte Sünbül-zâde Vehbî, musikide bir çok hikmet gizli olduğunu da kabul eder. İnsan fıtratının musikiden zevk aldığını, deveyi örnek göstererek anlatır. Musiki değerli, yüce bir sanattır ona göre:

Olıcak sem‘-i hakîkat âgâh

İşidür nice sadâ-yı cângâh

Şevkiyle velvele-i âvâza

Bülbülün konduğı çokdur sâza

Tab‘-ı insân nice eyler ki karâr

Hazz ide üştür-i işkeste-mehâr

Musiki olduğına fenn-i celîl

Yetişir kıssa-i şehzâde delîl

Ancak yine de şair oğlunu uyarmayı ihmal etmez. Nabî’de olduğu gibi Vehbî de evde musiki ile

uğraşılmasını iyi karşılamaz. Çünkü duyanlar “ehl-i hevâ!” damgasını vurarak onu kınayacaklardır. Herkesin yanında kötülenmek, kınanmak hoş olmasa gerektir:

Lîk sen eyler isen meyl ü heves

Dâ’irende işidince herkes

Çelebi ehl-i hevâdur dirler

Mâ’il-i zevk u safâdur dirler

Çün ki ahvâl-i zamândur ma‘lûm

Cümle indinde olursın mezmûm

Gayrı yirde bulıcak gûş eyle

Gam-ı eyyâmı ferâmûş eyle

Yukarıda, mesnevi nazım biçimiyle yazılmış sâki-nâme, sûr-nâme ve nasihat-nâme türü eserlerden örneklerle şairlerimizin musiki ile ilgili görüşlerini vermeye çalıştık. Elbette örnekler bunlardan ibaret değildir. Ancak bu görüşlerin genel olarak paylaşıldığını söylemek mümkündür. Divan şairleri musikişinas olsun olmasın yeni mazmunlar bulmaya çalışırken musikinin zengin terim ve deyimlerinden yararlanmayı ihmal etmemişlerdir. Şairler musiki makam ve terimlerinden yararlanırken bestelenebilecek eserler yazmaktan da geri durmamışlardır. Musikiye olan borçlarını bu eserlerle ödemeye çalışmışlardır.

Bizzat musiki ile uğraşan şairler dinî eserler verirken din dışı konularda da besteler yapmış, bu alanda daha çok gazel, kaside, murabba gibi örnekleri tercih etmişlerdir.

Divanlar incelendiği zaman şairlerin musiki ile ne kadar yakından ilgilendikleri açıkça görülür. Mesela Fuzûlî Divanı’nda 40, Kadı Burhaneddin Divanı’nda 90,Yahya Bey Divanı’nda 70, Helâkî Divanı’nda 15, Nev’î Divanı’nda 55, Nâilî Divanı’nda 25, Karamanlı Nizâmî Divanı’nda 10 ve Nedim Divanı’nda 50 beyit musiki ıstılahları ile zenginleştirilmiştir.

Şüphesiz bir çok divanda musiki terimlerinden yararlanılarak yazılmış beyitler vardır. El altında bulunan bazı divanları tarayarak bulduğumuz örneklerden bir kısmını aşağıda sunduk: 15. yüz yıl şairi Şeyhî’ni aşağıdaki beyitleri bu örnekler cümlesindendir:

Söz ile perdeler düzüben sâz eder tuyûr

Kim zâriyile zîr ü kimi nâleyile bem

........

Bu nağmeler deminde k’ağaçlar semâ urur

Kim kef çalar başını kim saçar direm

Gel bir teferrüç eyle nice raks urur çenâr

Kuşlar terennüm ile düzettiler nagam

Yukarıdaki beyitlerde geçen, “perde, düzmek, sâz,zîr, bem, nağme, terennüm” musiki ıstılahlarıdır. Aşağıdaki beyitte Şeyhî,Muhayyer, kûçek, büzürk uşşâk ve hicâz makamlarını kullanarak güzel bir tenasüp yapmıştır:

Muhayyer oldu âhımdan cihânda kûçek ü büzürk

Kaçan uşşâk içinden ben ser-âgâzhicâz

16. asrın büyük şairi Bâkî, her ne kadar ağlayıp inlemesi şeriata uymasa da musikârın zemzemesi kanuna uyar, diyerek kanun kelimesiyle tevriye yapmıştır:

Şer‘a uymaz n’idelüm nâle vü zâr eyler ise

Gerçi kânûna uyar zemzeme-i mûsikâr

Aşağıdaki beyitte Bâkî, kemençe, mutrib, rebâb kelimeleri ile tenasüb sanatı teşbih sanatları yapmıştır:

Kemençe şekline girdüm elinde mutrib-i ‘aşkuñ

Keş-â-keşden halâs olmaz dahı sînem rebâb-âsâ

Şu beyitler de Bâkî’nin musiki ıstılahlarını kullanmasına örnek olarak verilebilir:

Perde-i nâleleri çıksa Hüseynîye n’ola

Dili zâr itmege ol vech-i hasendür nidelüm

(Baki Divanı s.118)

Ten-i zârumda pehlüm üstühânı sayılur bir bir

Beni seyr itmeyen ahb âb mûsikârı görsünler

(Bakî Divanı s.134)

Nagme kılsun kâmetüñ yâdına mürg-i hoş-nevâ

Râstdan bir nagme-i dil-keş se-âgâz eylesün

(Baki Divanı s.340)

17.yüzyılın büyük şairlerinden olan Şeyhülislam Yahya divanından alınan aşağıdaki beyitler musikî terimlerinin şiirde kullanılışına güzel örneklerdir:

ŽKalmadı şimdi kimse mu‘hâlif IrâŽk’da

Uydı uŽsûle nagme-serâyân-ı IŽsfahân

Yukarıdaki beyitte Irak ve Isfahan kelimeleri tevriyeli kullanılmıştır.

OŽkı naŽzm-ı YaŽhyâ’yı âvâz ile

Ki pür-sûz söz hoş gelür sâz ile

Cân-ba‘hş Žsadañ ile bize feyz-i Žhayât et

Bülbül ne gamuñ var ne Žturursun nagamât et

Ziyâfet eyledüñ alâ vü ednâyı nedür bülbül

Bülend ü pest ol âvâzeler ol zîrler bemler

Her maŽkâmuñ bir maŽkâli var ŽHicâz’ı an baña

Eylemez kûyın Žkoyup uşşâŽk âheng-i ırâŽk

Dil-i şeydâya hem-dem nice dil bir yire cemolsun

ŽSafâlar eylesün uşşâŽk mûsiŽkâr diñlensün

Bî-minnet-i sâŽkî olup gülşende câm-ı gülle mest

Bî-târ u muŽtrıb diñledük bülbülden elŽhânı yine

Hicrân sitemin Žhikâyet eyler

Dün bezmde diñledük rübâbı

(Ş.Yahya D.s.414)

Bu naŽkş-ı ‘hûbı bülbül gördi âheng-i nevâ itdi

Bu Žtarz-ı tâzeyi seyr itdi cûlar bî-Žkarâr oldı

(Ş.Yahya D.s.418)

Diñle nây-ı ‘hoş-Žsadâyı añla âlem neydügin

Nâle-i uşşâŽkdan fehm eyle âdem neydügin

(Ş.Yahya D.s.506)

17. yüz yılın önemli şairlerinden Edirne Mevlevihanesi Şeyhi Neşâtî’nin aşağıdaki beyitlerini de musiki ıstılahlarının kullanılışına örnek olarak sunuyoruz:

Aheng-i nevâ eylese ‘uşşâk ile mutrıb

Bir yerde o meh-pâre de ehl-i nagam olsa

Meclis-i gamda añdurur perde-bîrûn nevâlaruñ

Gûş-ı dile Neşâtiyâ nağme-i sâz degmesün

(Neşatî Divanı,s.139)

Nagamât itse seher bülbül-i şûrîde nesîm

Gösterür dâ’ire-i gülde sabâ âhengin

(Neşatî Divanı, s. 141)

Mezakî Divanı’ndan musiki ıstılahlarının kullanılmasına dair birkaç örnek:

Ol perdeler ki nagme-nevâz-ı niyâzdur

Kânûn-ı nâz-ı dil-ber-i dem-sâza bestedür

(Mezakî Divanı,s.370)

Taşa çalsun sâzını râmiş-ger-i bezm-i felek

Hod-be-hod şevk-âşinâyuz deff ü nâyı n’eylerüz

(Mezakî Divanı, s. 381)

Ney degül gûyâ dem-i enfâs-ı Rûhu’llâhdur

Bir nefesde bildürür sad râz-ı mübhem neydügin

Gel kadem rencîde kıl diñle kudûmın nâlesin

Sen de gûş eyle sadâ-yı hayr-makdem n’eydügin

(Mezakî Divanı, s. 484)

Nedim Divanı’ndan seçilmiş örnek beyitler:

Rebâb u ‘ûd u mûsikâr u tanbûr

Girift ü sûrnây u tabl u santûr

Ney ü kânûn ile sîne kemânı

Kudûm ü deff ü düblek dinle anı

Bi-ilhâm-ı Cenâb-ı Rabb-i Ma‘bûd

O Dâvudu’n-nebîdür mûcid-i ‘ûd

Şu beyitler de son büyük divan şairi Şeyh Galib Divanı’ndan musiki ıstılahlarının kullanılışına örnektir:

Râh-ı nefesde nây gibi müstakîm olan

Elbetde berg vermez ise bir nevâ verir

( Şeyh Galib Divanı, s. 93)

Ola yâhûd riyaziyâta dânâ

Ki bülbül mûsikîyi eyler icrâ

Anun elhânı keyfiyyâtdandır

Dahı ika‘ı kemmiyyâtdandır

Olur evtârud üzre mürtesim

Mesâni vü mesâlis zîr ile bem

Felek kim devridir anun irâdî

Olur tahrîk bu esvâta bâdi

......

Şerî’atda bulam dersen işâret

Terennüm-rîz imiş eşcâr-ı cennet

Yakin belki bu esvât u usûlât

Verir elbet nüfûsa infi‘alât

(Şeyh Galib Divanı,s.230)

Havâ-yı aşk eyler sohbet-i tevhidi ayn-ı şevk

Sadâ-yı kulkul olmuş bang-i yâ Rab yâ Rab-ı mînâ

(Şeyh Gâlib Divanı,s. 251)

Hoş nağmelerin saff-ı küleng-i nakarâtı

Nev-kâfile-i âlem-i bâlâ değil midir

(Şeyh Gâlib Divanı, s. 274)

Mevc urur âyîn-i Mevlânâda zevk-i iştiyâk

Bang-i ney Gâlib o bezmin na’ra-i Yâ Hûsudur

(Şeyh Gâlib Divanı.s.278)

Bulup karârını mutlak nevâ-yı tevhidin

Yegâha vardı sürâğ-ı yegâne-i tanbûr

(Şeyh Gâlib Divanı,s. 280)

Olur elinde anun târ u mâr zülf-i emel

Edince tâzenesin yâr şâne-i târ

(Şeyh Gâlib Divanı ,s. 281)

Seddeyleyip girîveleri bir dem et sülûk

Tevhid-i sırfa rast gelir toğrı râh-ı ney

(Şeyh Gâlib Divanı, s. 414)

Yukarıdaki beyitte Galib, ney’in yolunun “tevhid-i sırfa” çıktığını söyleyerek önemini vurgulamıştır. Şu rubaide ise Şeyh Gâlib ney’i, hem fidan, hem ateş olduğunu “innî ene’llâh” sözünün ona yakıştığını söylemektedir.

Ey nây aceb sırr-ı Hudâsın neysin

Hem nahl u hem âteş –i hüdâsın neysin

Yahşı yaraşır innî ene’llâh sana

Musasın asâsın ejdehâsın neysin

(Şeyh Gâlib Divanı,s. 449)

II.Mahmud’un kızı Adile sultan musikiye önem vern şairelerimizdendir. Aşağıdaki beyitler Adile sultan’ın bakış açısını yansıtmaktadır:

Nevâya muŽtrıb-ı çar‘h eyledikçe âgâzı

Misâl-i nây ederem âh-ı dil olup Žtanbûr

Mihr-i Mevlâna dogunca evc-i sînemde tamâm

Sûz-nâkim şöyle Žkânûn-ı muŽhabbetde müdâm

Nâlemi duysa döner Zühre ilâ yevmi’l-Žkıyâm

Âh u zârım perde perde Žtutdı UşşâŽkı maŽkâm

Dil sem❠etdi bu demlerde Nevâ-yı nây-ı aşŽk

Sonuç olarak divan şairleri içinde önemli sayıda olan musikişinaslar yanında diğer şairler de fırsat düştükçe musiki ıstılahlarını kullanmışlardır. Musiki Osmanlı padişahları tarafından önemsenmiş, musiki üstatları korunmuştur. Şairler musiki dinlemenin önemini vurgularken, kişinin bunu evinde icra etmesinin doğru olmadığı yönünde görüşler ileri sürmüşlerdir. Musikinin haram olduğu hususunda açık ifadelere pek rastlanmaz. Ancak bizzat musiki ile ilgilenmek, her hangi bir çalgı çalmak hoş görülmemiştir. Hatta bu tür meşguliyetlerin daha çok Müslüman olmayanlara uygun olacağı düşünülmüştür. Ancak dinî musiki bunun dışında mütalaa edilmelidir.

Şairler özellikle yeni mazmunlar yapmak için musiki ıstılahlarından çokça yararlanmışlardır. Bundan hareketle divan şiirinde musikinin önemli bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. Şairlerin iyi karşılamadıkları hususun, musikinin salt insanı olumsuz anlamda tahrik eden, günaha sevk eden biçimi olduğunu söylemek mümkündür. Şairler şiirlerine renk katmak, yeni mazmunlar bulmak için her türlü imkân gibi musikiye de baş vurmuş ve güzel beyitler söylemişlerdir.

Murâd-nâme’den

Bâb-ı Sivuçehârum ender Fenn-i Mûsikî ve Âdâb-ı Sâzendegî ve Gûyendegî

Şu kim muŽtrib ola gerekdür becid

Ki ilm-i maŽkâmâta eyleye cid

MaŽkâmuñ uŽsûlinfürûın bile

Zamânını añlaya Ždarbın bile

6115.Bilüp ilmisini amel eyleye

Geregince bârî emel eyleye

İlimden şeref buldı her bir amel

Yaramaz amel kim ola bî-emel

Pes añla ki lâbüdgerekdür ki ben

Beyân idem anı evet diñle sen

Şu kim ilm ile ben irişdüm aña

İşit naŽzmın oŽkıyayım hep saña

Ne dediyse ol fende üstâdlar

Diyeyim ki itmiş olam dâdlar

İbtidâ-yı Fenn

6120. Bil evvel ki bu ilm-i İdrîs’dür

AçuŽk sözi Žsanma ki telbîsdür

Anı dört ilimden çıŽkarmış tamâm

Alup biri birine Žkarmış tamâm

Olar heyžet ü ilm-iŽhikmet nücûm

Da‘hı Žtıb itmiş söz beyânını um

Ki on iki burca on iki maŽkâm

ŽKomışlar ki seyr eyleyeler müdâm

Yidi yıldıza yidi şube misâl

ŽKodılar ki eylenile imtisâl

6125. Anâsır nitekim olupdur çehâr

MaŽkâmın da‘hı aŽslını añla çâr

Diye muş maŽkâmında fehm idesin

Gerekmez ki fehmüñi vehm idesin

Şu vaŽktin kim İdrîse ŽHayy-ı ezel

O mabûd-ı bâ-çûn u çil em-yezel

Mekân-ı âlîde maŽkâm eyledi

Felekler Žsarîrine râm eyledi

ŽKâle’llâhu Teâlâ

Ve refenâhu mekânen aliyyâ

Bu ilm aña anlardan irdi naŽsîb

Aceb mi ki oldı ‘Huzâya ŽHabîb

6130. Bu-kez Žhikmet ehli bu ilm-i azîz

Amel eylediler idüben temîz

Şu deñlü ki uş Žkaldı saña baña

Söz oldı dirüz ‘halŽkı Žsalar Žtaña

Bu ilmisidür lîkin üstâddan

OŽkımaŽk gerek Žkamusın yâddan

199

Bu da‘hı rivâyet olınmışdurur

Buña da inâyet olınmışdurur

Ki bu ilmi Farâbi düzmüşdürür

Fikr deñizinden o süzmişdürür

6135. O Žkomış on iki maŽkâmı uŽsul

Ki uş bize irişdi buldı vüŽsûl

Hem âvâzeleri o Žkomış yidi

Da‘hı şube dörtdürdiyü ol didi

ŽKalanı ne var ise terkîbdür

Bulardan ulalmışca tertîbdür

Her üstâd kim geldi andan berü

Hüner-mendler ile olup rû-be-rû

Her iki maŽkâmı ya âvâze(y)i

Ya‘hud şubede dutdı endâzeyi

6140. Revân Žkıldı terkîb Žkodı bir ad

Ki eyden işidenleri Žkıla şâd

Şu dördi ki aŽslıydı ancaŽk hemân

Diyeyim ŽkulaŽk dut berü bir zamân

Biri Râsdur kim bu âlemde heb

Ne âvâze var ise oldur sebeb

IrâŽk u Sipahân Zer-efkend idi

Ki eydenlerüñ loŽkması Žkand idi

Bu dörtden sekiz da‘hı Žkopardılar

Meger her birirsini üç yardılar

6145.Ki UşşâŽk ile Zengûle Râstdan

ŽKoparlar didüm sözümi râstdan

Da‘hı Bûselik Mâye bir yoldaşı

IrâŽkuñ öñinde götürür başı

Evet IŽsfahâmdan ŽHüseynî Nevâ

ŽKopar didiler olsa n’ola revâ

İki nagmelerdür Zer-efkend içün

Rehâviyle Büzrük o bir bend içün

Bu söz NaŽsr-ı Farâbi’den öñ gelen

Bu ilmin felekdüñ uŽsûlın alan

6150. Kişinüñ sözidür beyân eyledüm

Ne(y)i kim didiyse ayân eyledüm

İşit imdi Farâbi sözini-de

Diyeyim göresin bu sözi nide

On iki maŽkâma aŽsıldur didi

Hem âvâzeleri ol itdi yidi

Yine şube(y)i dörd idüpdür hemîn

Bu Žkutlu işe ol olaldan emîn

Ki on iki burca yedi yılduza

Bu dört unŽsura hep muŽkâbil düze

6155. Bu-kez Žsoñra üstâdlar geldiler

Bu âlemde niçe zamân Žkaldılar

Terâkibi yigirmi dört düzdiler

Bu Žhikmet deñizinde dür süzdiler

Ki yigirmi dört sââte râm ola

Evet her birisine bir nâm ola

 

Deh Murg-ı Şemsî ’den

MEDŽ H KERDEN-İ BÜLBÜL ‘ HODRÂ

20b.Ben ki bu ‘ālemde bir ‘ hoş bülbülem

‘Ārif ü sāzende yār ehl-i dilem

478.Murġ-ı şeh sāzendeyem ben bî-nevā

Merdüm-i gūyendeyem murġ-ı nevā

479.NaŽ kş-bendem şehriyem gūyendeyem

Bülbülem Ž sāŽ hib-uŽ sūl bir bendeyem

480.Oldı kārum naŽ kş u taŽ snîf u ‘amel

Kim cihānda Ž kısmetüm buymış ezel

481.Gülsitān şevŽ kine feryād eylerem

Âdemüñ göñlin feraŽ h şād eylerem

482.Geh nevālar gösterem ‘Uzzālden

Geh ‘ırāŽ kı seyr idem mikālden

483.Nālemi ‘uşşāŽ ka ‘ hoş-ter gösterem

Çārgāh idem muŽ hayyer gösterem

484.Ž KaŽ sdum oldur Ž soŽ hbetüm ‘ handān ola

Dāstānum gūş iden ādem güle

485.Çün ‘IrāŽ kîyem Çehār-yār gibi

Pür-Ž haŽ kîkîyem mecâzîler gibi

486.Yirde gökde ol ‘ Hudāyı birledüm

Hem dügāhı ol segāhda söyledüm

487.‘Ādet-i çār-pāreden gördüm uŽ sūl

Her maŽ kām üstinde üstādumdur ol

488.Çün ki cennet murġıyam cān murġıyam

Bāġ u bostān u gülistān murġıyam

489.Ž Kavl-i ‘uşşāŽ kuñ bu sözdür rāstı

Dā’imā terk itmek olmaz rāstı

490.Şādidür maŽ kŽ sūdumuz ölmek degül

Būselikdür Ž kavlümüz selmek degül

491.Derdmendüz gerŽ haŽ kîkî ger mecāz

Çün temāşādur Sıfāhān u Ž Hicāz

21a. Seyr içün geldük cihan bustânına

Bülbül-i Ž kudsīlerüz ā‘ hir yine

493.Ben gülistān murġıyam bostān ile

Bülbül-i gūyā hezār destān ile

494.Okuram gülşende RaŽ hman Ž sūresin

Gūş idüp ‘āşıŽ klaruñ Ž tanūbresin

495.Göñlüme ‘ hoş geldi çün kim sāz-ı Ž kıl

Her Ž kıluñ başında aŽ sdum cān u dil

496.Baġladum Ž kıl perdesinden boynuma

Ya‘ni yārumdur ki Ž koydum Ž koynuma

497.Ehl-i diller yārıdur Ž soŽ hbetde saz

Göñlin egler ādemüñ ġurbetde saz

498.‘ HırŽ kası vardur giyer Edhem gibi

Sînesinde zaŽ hmı var Rüstem gibi

499.Nālesi baġrumda derdüm şerŽ h ider

Ž Kılları anuñ baġırsaŽ kdur meger

500.Mekteb-i ‘ışŽ kumda oŽ kırlar sebaŽ k

Çeng ayaġ üstindedür Ž kānūn Ž kulaŽ k

501.Baġlıdur Ž tanbūrenüñ da‘ hı bili

Anda Ž hā zır mu‘tedil olup dili

502.Çenberinde def Ž turupdur ser-nigūn

İy muġannî gel ġanîmetdür bu gün

21b.FurŽ satı fevt eyleme virme yile

VaŽ kt ola kim girmeye artuŽ k ele

504.Bu da‘ hı Ž tā‘at degül kim Ž kılasın

BaŽ ki Ž kalmışın Ž ka zā eyleyesin

505.Ol ki geçmişdür Ž ka zā olmaz aña

ÇıŽ kdı çün elden cezā olmaz aña

506.Bir namāz-imiş bu ‘ömr-i ādemî

Secde-i sehv ile oñmazmış kemi

507.Çün ki ben bülbül beşāret murġıyam

Ž Kuşlar içinde işāret murġıyam

508.Çün geçen devrānı döndürmez zamān

Pes temāşādur terennümdür cihān

ZEM KERDEN-İ HÜDHÜD BÜLBÜLRÂ

509.Bülbül iş bu Ž kavli çün Ž kıldı nevā

Hüdhüd aydür sensin ol murġ -ı hevā

510.İy ‘aceb bilmez mi bu murġ -ı ‘ hırām

‘AŽ kl evinde küllühüm oldı Ž harām

511.İy ‘aŽ kılsūz bî -nevā miskince Ž kuş

‘ HalŽ ka rüsvā olma epsem tur ‘ hamūş

512.Sen bu tevŽ hidi terennüm eyledüñ

Cān u dil derdini bilmez söyledüñ

513.Hū diyüp düşdüñ cihānuñ ardına

Gül diyüp düşdüñ dikenler derdine

514.Bir belā-keş bülbül-i ser-‘ hoşsın

Adı gökçek kendi yoŽ k bir Ž kuşsın

515.Cān virür bî-çāresin Ž tanbūr içün

Ž Kapu Ž kapu raŽks idüp manŽ kūr içün

516.İçmedin bu ne ‘aceb mestānedür

Kendü mecnūn sözleri efsānedür

517.‘ HalŽ ka fāş oldı hezār destān-ile

Bülbül oldum ben diyüp düşdi dile

518.Diñledüm āvāzuñı sāzende Ž kuş

Bî -nevālar gibisin gerzende Ž kuş

519.Virmek olmaz saña saz içün çörek

Bir viren yetmiş da‘ hı virmek gerek

520.Başladı ‘ hoş ‘ hoş terennümler Ž kılur

Ž Kodı deryāyı teyemmümler Ž kılur

521.Bülbül-i gūyā Ž sanūr āhengini

Perdesüzdür diñlemezler çengini

22a.Gerçi kim sāzendesin gūyendesin

İlle her bir dil-rübāya bendesin

523.Bir hevā-pervāz imişsin yār hey

İlle sen bizden degülsin var hey

524.Gülşen ucından diken cevrin çeken

Bülbül-i şûrîdesin beñzer şu sen

525.Bir kaç āvāz adın ögrendüñ meger

‘ Hoşca geldi sen çalarsın il güler

526.Bülbül-i gūyā sanūrsın sazuñı

Perdesüzdür n'idelüm āvāzuñı

527.Evvelā Ž tanbūre bir her-cāyidür

Aña meyl iden kişi sevdāyidür

528.Gel gülüm dirler varur elden ele

Yer bulursa belki yasdanūr Ž kola

529.Kārıdur ‘uşşāŽ ka şeh-nāz eylemez

Gūşını kevdürmeyince söylemez

530.Bildi sâzun cān-ile istendügin

Muġnî Ž kānūn-ile diz yaŽ sdanduġın

531.Anlaruñ nāzın görüp yırtar gögüz

Vardı def yanında soŽ kranur Ž kopuz

532.Bî -Ž karār olmış firāŽ kı çeştenüñ

Sînesinde Ž sorma Ž darbın muştanuñ

22b.Her birisi bunlaruñ bir Ž kavġa-zen

Arada çengüñ da‘ hı maŽ kŽ sadı zen

534.Bunlaruñ kim şerŽ h ider aŽ hvālini

Söyle sâzuñ sen bürāder Ž hālini

535.Āh ider nāyuñ dimāġı odlanur

Hem rebāb aydür buña kim Ž katlanūr

536.Bir dil-ārām ırlasa āvāz idüp

Anuñ ırladuġına dem-sāz idüp

537.Ket‘ hudā deblek çalar ney-zen ‘ hatîb

Ž KāŽ dı el Ž kārsār ve oynār muŽ htesib

538.Irlayan bir nekbetî āvāzı bed

Diñle gel ġavġāyı Allāhü'Ž s-Ž samed

539 .Ž Sanasın ol çārgāh āhengidür

Yā boġulmış yoldakiler çengidür

540.Ž Sanasın vaŽ kt oldı çalındı nefîr

Enkerü'l-esvātü ˇsavtun min Ž hamîr

541.NaŽ kş u taŽ snîf u ‘amel kim yād ider

Atası ölmişden beter feryâd ider

542.Gerçi ‘uşşāka nevā maŽ hbūbdur

Lehçesüzler epsem olmak ‘ hūbdur

543.Sözde ‘AbdülŽ kādir olursa kişi

Bir nefesdür çün muayyendür işi

544.Diñleseydüñ sen anı dirdüñ tamām

‘ Hoş dimiş haŽ kŽ ka ki Allāh Ž harām

545.Gerçi her ādem belî gūyendedir

Sizlere dāyim nefes pāyendedir

546.Anlaruñ k’āvāzı olmışdur ziyād

Anlara dāyim nefes pāyende-bād

 

Hayriye-i Nâbî’den

949.Virür insâna hayât-ı Žtâze

Nagme-i bülbül ü ‘hoş âvâze

Gûş Žkıl nagmesini mugânuñ

ݎktizâ eyler ise insânuñ

ŽKomaz âyîne-i ‘hâŽtırda gubâr

Nagme-i çeng ü ney ü mûsiŽkâr

Nagme-i şû‘h-ı ‘hoş âheng-i beşer

‘Hâh u nâ-‘hâh ider insâna eser

Nagme bir mantık-ı rûhânîdür

Nagmenün lezzeti vicdânîdür

Cân-fezâdur nefes-i insânî

Dil-rübâdur nagam-ı rûhânî

‘Hâne-i câna virür nûr-ı sürûr

Neşe-i nagme-i târ u Žtanbûr

Nüs‘ha-i şevŽka diger şîrâze

Târdan Žsâdır olan âvâze

ŽHaŽzŽzı var gerçi ‘hoş âvâzlaruñ

Diñlenür nagmeleri sâzlaruñ

Lîk âmiziş-i esbâb-ı Žsafâ

İder insânı leked- ‘hâr-ı hevâ

Gerçi kim neşžesi çok lezzeti çok

İltizâm eylemenüñ lezzeti yok

ZevŽkın it gayrda oldıkça düçâr

‘Hâneñe lîk getürme zinhâr

Anda da ibret ile gûş eyle

Lezzet-i lehvi ferâmûş eyle

Ger ŽhaŽkîŽkatle olursañ sâmi

Olmaz evŽkât-ı Žhayâtuñ zâyi

MûsiŽkî Žhikmete dâir fendür

Bilene bilmeyene rûşendür

Niçe esrâr var idrâk idecek

Yir gelür sîneleri çâk idecek

ݝtibârât-ı taŽkâsîm ü füŽsûl

İmtiyâzâat-ı makâmât u uŽsûl

Perde vü pişrev ü Žsavt u amel

Kâr u naŽkş u şu’ab u Žkavl ü gazel

Her biri Žhikmet ile memlûdur

Cân riyâzın Žsuvarur bir sudur

Nagme-i yâbis ü Žhâr u bârid

Çeşme-i maŽhz-ı Žhikemden vârid

Her biri bir maraza nâfidür

Zıddını her birisi dâfidür

Zîr ü bâlâsı hevâdur ammâ

Dâ’ir olur mı hevâsuz dünyâ

Bestedür dâ’ire-i evŽkâta

Üskutussât ile aŽhşicâta

ŽHikem-i kevn ü mekân muzmerdür

Añlamaz Žhikmetin ol ki kerdür

Sırra dâ’ir da‘hı var niçe kelâm

Ki degül aña maŽhal gûş-ı avâm

Böylece zevŽkın ider ehl-i reşâd

Eylesün zevŽkını Allâh ziyâd

LUTFİYYE’DEN

DER İLM-İ MUSİKÎ

247.Mûsikî fenni de hikmetdendür

İlm-i ashâb-ı tabîatdendür

Bilürüm râhat-ı ervâh ammâ

Mâye-i kuvvet-i eşbâh ammâ

Bestehânlık sana şâyetse degül

Silsilen anlara peveste degül

Dime mutrible yelellâ yeleli

Olma her tanburanun orta teli

Sakınup söyleme şarkı mâni

Nidügin bilme hele türkmâni

Tab’un eylerse ana meyl-i nevâ

Bil makâmâtını bî-sît ü sadâ

Olma sâzendelerün demsâzı

Çaldırırlar sana şâyed sâzı

Nâye tazfi’-i nefes eylemeli

Üfleyüp ya’ni anı neylemeli

Çalma öyle düdüg-i Mevlânâ

Ki dine adına neyzen monlâ

Perdesizlikdür amân itme gümân

Yakışır sîne-i Corciye kemân

Ne rezâlet diyeler santûrî

Şöhretün ola yâhud tanbûrî

Defkeşi Tuhfede yazdım sana ben

Aybdur olma sakın dâ’ire-zen

Nağmede gerçi nice hâlet var

Nice dikkat idecek hikmet var

Olıcak sem’-i hakîkat âgâh

İşidür nice sadâ-yı cân-gâh

Şevkiyle velveleli âvâze

Bülbülün konduğu çokdur sâza

Tab’-ı insân nice eyler ki karâr

Hazz ider üştür-i işkeste-mehâr

Mûsikî oldığına fenn-i celîl

Yetişür kıssa-i şehzâde delîl

Yazmam ol kıssayı çün şöhreti var

Anı gûş itmeyenün nedreti var

Lîk sen eyler isen meyl ü heves

Dâ’irende işidince herkes

Çelebi ehl-i hevâdur dirler

Mâ’il-i zevk ü safâdur dirler

Çünkü ahvâl-i zamândur malûm

Cümle indinde olursın mezmûm

268. Gayrı yirde bulıcak gûş eyle

Gam-ı eyyâmı ferâmûş eyle

Adile Sultan, II.Mahmud’un kızı, Divan’ında musikî ile ilgili şu gazeli yazmıştır:

Gazel 158 F⠑i lâ tün/ f⠑i lâ tün/ f⠑i lâ tün/ f⠑i lün.

1.Ehl-i aşŽka şevŽk-i Žkalb ü zevŽk-i cândır mûsiŽkî

‘Hoş hevâdır müžmine Žhâlet-resândır mûsiŽkî

2.Sûznâk eyler ŽHicâzi perde-i uşşâŽk’dan

Ceng-i Acem ü Nevâ-yı Isfahândur mûsiŽkî

3.ÂşıŽkı eyler saîd her bir demin bir gûne îd

Gûş-ı semest-i Sabâ’ya Sûr-ı cândur mûsiŽkî

4.Diñle âşıŽk ‘hoş Žsafâdır cânlara feryâd-ı ney

Kim sem❠içre Žkudûm-ı âşıŽkândır mûsiŽkî

5.Râstdır Sûz-ı dilârâ’ya maŽkâm-ı Evc’de

Ol zehî minnet zehî Žhikmet beyândır mûsikî

6.Bu ne âhenk kim getürür RaŽkŽsa çar‘hı Âdile

MuŽtrıb-ı aşŽkı işit cândan nişândır mûsiŽkî

7.MûsiŽkî tavŽsîfe Žsıgmaz defter ü dîvânlara

‘Hasta-i aşŽka ťaceb rûŽh-ı revândır mûsiŽkî

VAHDET-NÂME’DEN

 

ÇıŽkmadı Zühre çünkidâžireden

Oldı bezm-i felekde ŽsâŽhib-fen

Destine aldı çeng ü mızrâbın

Tâ ki vecde getire erbâbın

Gûşmâl ile eyleyüp âgâh

Perde-bîrûnluŽk itmeye nâ-gâh

Râst âgâzeye edüp âgâz

Oldı emr-i ‘Hudâ ile dem-sâz

İtdi ŽHaŽk çün maâmını gerdûn

Nagme itmez mu‘hâlif kânûn

Râh-ı uşşâŽkâ olıcaŽk çâlâk

Çenber itdi Žkaddin ŽtoŽkuz eflâk

Devr idüp cümle âlem-i bâlâ

Geldi hep kûçek ü büzürge nevâ

Kimi buldı nice nice derece

Kimi yetdi Žhesâbsız ferec e

Pey-rev-i emr-i ŽHaŽk her an

Yirlü yirinde itdiler devrân

Pes rızâ-cûy-ı ŽHaŽk olup nahîd

Buldı nev-berândan âteş-i câvîd

Uydurup kârını irâdetine

Nâžil oldı nice kerâmetine

Ger mu‘hâlif olaydı edvârı

Ne çalardı yanında evtârı

ŽKalmaz idi yirinde hîç düzen

Belki ‘hâke olurdı zîr-efgen

ŽKuvve-i Sâmiâ

ŽKudret ile yaratdı âlet-i gûş

ŽKuvve-i semi eyleyüp mengûş

ŽKar u Žkam ile Žsavt olup ŽhâŽsıl

Sema olur hevâ ile vâŽsıl

ŽKuvvet-i sâmia olup çâlâk

Pîş ü pesden ider anı idrâk

Şeş cihet aña oldı çün yek-sân

Cümleden berter eylemiş Yezdân

İtdi bâŽkî âhavâsdan alem

Žhissider ilm ü Žhikmeti her dem

îlm efzûn olan muŽkaddemdür

žâŽk Žhavâs içre gûş aŽkdemdür

İzzet- isema bir âkavî bürhân

Gel işit anı eyle hem izân

Ger aŽsam olur ise mâder-zâd

Ebkem olmaŽk olur aña mutâd

ŽHikmet-i ŽHaŽk ile olan ebkem

ŽZâhiren oldı illet aña Žsamem

Ser-be-ser ger olursa gübre sefîd

Semden ol da‘hı olur nevmîd

Ger olursa bir iki mûyı siyâh

ŽSavtı idrâk idüp olur âgâh

Oldı her bâbda sütûde-kemâl

İştihâre sebebdür istikmâl

ŽKuvvet-i semi olmaın ekmel

İsma min ŽkırâŽt oldı mesel

Nimet-i ŽHaŽkŽka şükr vâcibdür

‘HâŽsŽse sema da‘hı münâsibdür

Nimet-i sema kim olur kâfir

‘Hor u Žsagır olurdı â‘hir

Gûşmâle sezâdur ol nâ-dân

Nimet-i semi itmeye izân

İstim❠itmeyüp dürüst ü Žsavâb

Gûş ide naŤgmehâ-yı çeng ü rebâb

‘Hâne-i semini ider mi gayûr

Pür-hevâ hem-çü kâse-i Žtanbûr

Hep hevâdur Žsadâ-yı mûsîŽkâr

Diñlemez anı merd-i dânişkâr

ŽSûretâ gerçi ‘hâne-i Žtanbûr

Bî-Žhalâvet derûnı ŽtopŽtolu şûr

Anîde olsa ŽsâŽhibü’l-edvâr

Vaz u Žtavrı hele degül hemvâr

Zîr ü bem itse nagmesin Žkavvâl

GehŽsabâ eyleyüp gehi uzzâl

Ney gibi kârını ider ber-bâd

Bî-nevâlıŽkdan olamaz âzâd

Düşmese Žkısmetine âhabbe-i sîm

Bir nefesde iderse biñ taŽksîm

El ucuyla Žtutar neyi ney-zen

Eylemez anı gerçi zîr-efgen

Râst hem-dem degüldügün işťâr

Eylemez mi nigâhı düşmen-vâr

Bî-mâl oldugın Žzarîfâne

Gösterür parmag ile yârâne

Göz ucıyla baŽkup ider igmâz

Cünbişi ‘hod ťalâmet iťrâŤz

AŽslı yoŽkdur uŽsûlüñ eyleme şek

Şubelerdür ki bagglamış Žtablek

Meclise her âkaçan iderse Žkudûm

Za‘hmesi şûm u Ždarbesidür şûm

Yüz Žkarardur sužâl içün deffâf

Her sözinde hezâr kizb ü ‘hilâf

Kendü zumınca ‘hayli kâm almış

Şeşder dehr içinde pûl delmiş

Defin eyler yüzine hem-çü niŽkâb

Yani kâr-ı bedenden itdi Žhicâb

ŽDarb-ı destiyle eyledükçe sužâl

Âb-ı rûyına def olur gırbâl

Perde-perdâz olanda sanŽtûrı

Mâtem eyler bulundugı sûrı

Hezl idüp ehl-i meclis her bâr

Herkese Žsantile ta‘hta çalar

BaşladuŽkda nevâz-ı şeh avvâd

‘Haylı naŽkş-ı garîb ider bünyâd

Ömr-i zçyi-şüde gelüp yâda

Hem telef-kerde der hevâ-dâde

Resm idüp ûda bir niçe misŽtar

Zâyiâtını yâd ide defter

‘Hâmeveş destine alup mızrâb

ŽDarb u taŽksîmi eyle ide Žhisâb

Bir eli resmi der birisi şümâr

Devr idüp dem-be-dem Žkılur tekrâr

Gördi kârını perdeden bîrûn

Zâyiâtı Žhisâbdan efzûn

İy dirîgâ diyü idüp feryâd

Manîde âŽkili ider irşâd

MuŽtrıb alsa kenârınaŽkânûn

Dîv-fersâ gibi olur mecnûn

Elleri mû-be-mû olup lerzân

Gâh feryâd ider gehi efgân

Çehresini ‘hırâş ider anuñ

Mûyını Žsan tırâş ider anuñ

ŽKavli filine uymayan aŽhmaŽk

Dinse mecnûn aceb midür el-ŽhaŽk

ŽKavl-i sâzendeyi iden iŽsgâ

Seminüñ Žhükmin eylemez icrâ

Ol semî ü baŽsîr ü bî-noŽkŽsân

Nimet-i semi eyleyen iŽhsân

Gûşı ‘halŽk itdi cümleden aŽkdem

Tâ ki gûş idesin ťulûm u Žhikem